ECEVİT-"BARIŞ"-KONTRGERİLLA-SAVAŞ PROVOKASYON KARMAŞASI ÜZERİNE

CHP hükümetinin kurulmasıyla siyasi arenada yeni bir perde açılmış oldu. CHP’nin hükümet olma stratejisi hakkında, bu stratejinin hangi sınıfların siyasi tercihlerini yansıttığı hakkında uzun zamandır çok şey söyledik ve eleştirdik.

Bugün ortaya çıkan gelişmeler bir bakıma bizim söyIediklerimizin kanıtlanması anlamına da gelmektedir. Oligarşinin umudu CHP hükümetinin neleri yapmaya çalışacağını; oligarşinin birikmiş problemlerini

çözebilmak için neleri yapmayı tasarladığını biliyoruz.
Fakat Ecevit Hükümetinin yapmaya çahşacağı işleri yapıp yapamayacağı bu hükümetin ve Ecevit’in iradesine, isteğine bağlı değildir. Bu, sınıf mücadelesinin dayattığı koşullara bağlıdır. Ve zaten koşullar değil midir ki CHP’yi tekelci burjuvazinin ve emperyalizmin umudu haline getiren; bu koşullar değil midir CHP kurmaylarının hükümet olma sevdasını kabartan? Tekellerin (ekonomik, sosyal ve siyasi) problemlerinin çözülmemesi bu iktidarın gerçekleşmesine en kestirme yolu açmıştır.

Ecevit, hükümeti kurduktan sonra sınıf mücadelesinin dayattığı koşullardan hiç hoşlanmamış olmalı! (İlginç olan, emperyalizm ve yerli müttefikleri özellikle tekeller de bu koşullardan hoşlanmadıkları için Ecevit başbakan olabildi). Sınıf uzlaşmacılığı hayallerini siyaset haline getirebilmek için bunca yıl uğraşmış, sınıflararası barış fikrini eylem haline dönüştürmek inancı ile iktidar olabilme fırsatları kollamış bir lider veya ekip için hükümet olduğunda karşılaştığı koşullar hiç de beğenilecek veya mükemmel değildir. Böyle bir liderin veya hükümetin bu koşullarda kendi "inanç" veya hayalleriyle açıktan açığa nasıl çelişmek zorunda kaldığının örneklerini siyasi gelişmelerin yüzeysel bir gözlemini yapan herkes görebilir.

Barış güvercinli Ecevit, iktidar olmazdan önce yaratmış olduğu görüntüye ters düşmemek için; kendi "inançları", vaatları "sınıflararası barış" hayalleriyle çelişmemek için çatışan sınıflara ve güçlere "çatışmayı bırakın, barış yapın", çatışan taraf, "çatışma teşkilatlarınızı dağıtın, silahları bırakın" diye seslenmek ihtiyacını duyacaktı, inanmasa da "ben iktidar oldum barışın!" diyecekti.

Kontrgerillaya ilişkin tartışmaları Ecevit ve barış açısından ele alacak olursak; Ecevit, emperyalizm ve yerli müttefıklerine "cinayet, işkence ve terör teşkilatlarmızdan biri olan şu kontrgerillayı kapatın, çok göze batıyor. Bir taraftan barış, istikrar, huzur diyoruz, diğer yandan kontrgerilla abes oluyor. Halkı barışa inandırmak için bile olsa saldırıdan vazgeçin" demeye kalkışıyor. Hem de bunu oldukça kibar bir biçimde söylemeye kalkışıyor. Aldığı cevap şu: "Sen gerçekten barış hayalleri kurabilirsin, bu hayallerin halkı kandırmaya yönelik olduğu müddetçe zararsızdır. Hatta bizim senden istediğimiz budur. Fakat bizim çıkarlarımız, halk üzerindeki sömürümüz ancak ve ancak baskı, zulüm, korkutma ve cinayet araçlarıyla, halkın sindirilmesi ve ezilmesiyle garanti altına alınabilir. Sizler barış hayalleri kurabilirsiniz, fakat biz asla. Size düşen görev halkın direnişini pasifize ederek kırmakdır; bizim teşkilatlarımızın teşhir edilmesine ve gözden düşürülmesine meydan vermemek, hatta aklamaktır." Hem de bunu hiç de kibarca söylemiyorlar: "Adımını denk at yoksa iç savaş çıkar." Yani bu, kontrgerillaya daha fazla cinayet işletiriz, daha fazla terör yaratırız demeye geliyor. Bu tehdit karşısında barış güvercinli Ecevit bu cinayet teşkilatının varlığını unutuyor, onu aklıyor. Ve hala "barış" sağama edebiyatına devam ediyor.

Emperyalizm ve tekelci burjuvazi Ecevit’ten bir çeşit "barış" istemektedir. Egemen sınıflar ekonomik sorunlarının çözümsüzlüğünün bir sonucu olarak, ekonomik krizin yükünü ezilen sınıfların sırtına yıkmak ve bu sınıfların muhalefetini bastırabilmek amacıyla, uzun zamandaıi beri MİT, Kontr-Gerilla, CİA kanalıyla, resmi ve sivil faşist güçleriyle halka saldırılar düzenlemişler ve böylece bir iç savaş ortamı yaratmışlardır. Fakat bu iç savaş ortamında ekonomik sorunlarının çözümsüzlüğü devam ettiği gibi, bu sorunlar daha da derinleşmiş, üstüne üstlük halkın faşizmin saldırıları karşısında direnişi yükselmiştir. Bugün artık ekonomik sorunlarının çözümü kendi açılarından ciddi birtakım tedbirleri gerekli hale getirmiştir. Açıktır ki, bu, ekonomik tedbirler dedikleri şeyler halk için yoksulluğun, hayat pahalılığının iki kat daha artması demektir. Kendilerinin yarattıkları savaş koşullarında, bu tedbirleri halka kabul ettirebilmenin hiç de kolay olmadığını; bu tedbirlerin bu koşullarda halk direnişini artırabileceğini; ve bu direnişin kendi sosyal varlıklarını ciddi olarak tehdit edecek sosyal patlamalar haline dönüşebileceğini bildikleri için siyasi alanda kapsamlı bir manevraya girdiler. Ecevit Hükümeti de bu kapsamlı manevranın bir parçasıdır.

Ecevit hükümetinden istenen "barış", halkın faşizmin saldırıları karşısında direnişinin kırılmasını öngörmektedir. Bu barış, devlet eliyle teşkilatlanmış olan faşizmin, bütün savaşçı teşkilatlarının, olduğu gibi muhafazası ve tahkim edilmesi, buna karşılık Ecevit’in "barış" demagojilerine devam etmesi ve girişilecek ekonomik operasyonlar** karşısında halkın, Ecevit’in kendilerini kurtaracağı umuduyla pasif kalmaları şeklinde elde edilebilecek olan bir "barış"tır. Yani bir çeşit halkı teslim alma operasyonudur. Hakim sınıfların başvurduklan bu oyun, bir savaş hilesinden başka birşey değildir.

Emperyalizm ve yerli müttefiklerinin siyasi çatışma platformunda bugün için başvurdukları bu savaş hilesi, temel taktikleri değildir. Onların temel taktiği, direnişi baskı ve terör yöntemleriyle doğrudan doğruya bastırmak taktiğidir. Çünkü onlar Ecevit’in hayallerinden çok kendi sınıf tecrübelerine güvenirler ve ona göre davranırlar.

Bütün halkın gözü önündeki faşist saldırıların ve cinayetlerin üzerine gitmek; ellerini kollarını sallayarak sokaklarda dolaşan faşist katillerin işledikleri cinayet suçlarının üzerine gitmek ve onları yakalayıp gözaltına almak tabii ki olumlu ve halkın tepkilerinin alabildiğine yükseldiği bir dönemde, "barış" iddiaları taşıyan bir hükümetin de vazgeçemeyeceği bir uygulamadır. Yoksa bütün "barış çağrılarının" halkın gözünde ne anlamı kalabilir?

Diğer taraftan bu uygulamalar, hakim sınıfların Ecevit eliyle çözmeyi düşündükleri ekonomik problemlerinin çözümüne uygun siyasi koşulların oluşması için, halkın barışa olan özlemlerinin Ecevit Hükümetine bir güven haline dönüştürülebiImesi amacıyla, bir dönem için, sivil faşist çetelerin dizginlerini kısmaya gözyummalarını göstermesi bakımından da bir anlam taşımaktadır.

Ecevit- "barış", Kontr-gerilla-saldırı, cinayet, provokasyon karmaşasına biraz daha yakından bakalım. Kontr-Gerilla ve benzeri terör, saldırı ve provokasyon teşkilatlarının bütün mevcutlarıyla beraber hazır ve görev başında bulunduklarını gösteren deliller sadece Faik Türün ve benzeri kişilerin beyanatları değildir. Ancak bu teşkilatların görevlerini ve hedeflerini Faik Türün’ün konuşmaları (veya tehditleri) açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Faik Türün, "Tek Yol Devrim", "Kurtuluşa Kadar Savaş" diyenlere karşı iç savaşın verilmesi gerektiğini kontrgerilla, vb. teşkilatların böyle bir savaşın teşkilatları olduğunu söylerken, iç savaşı kontr-gerillayı savunuyor. Faik Türün, kontr-gerillayı savunurken halkın kurtuluşunu engellemek için halka karşı ve Devrimci Harekete karşı saldırı, cinayet, provokasyon yöntemleriyle her çareye başvurulmalıdır demek istiyor. Kontr-gerilla vb. teşkilatların da savaşa devam etmeleri gerektiğini açık seçik söylüyor.

Hakim sınıflar açısından "barış" uzun zamandır yürüttükleri saldırıların durması anlamında değildir. Onlar açısından barış, bu saldırı savaşında başvurdukları bir savaş hilesinden başka birşey değildir. Hedefi de halkın direnişini ezmek, dağıtmak, halkı teslim almaktır; halk saflarında bir şaşkmlık yaratmaktır.

O halde ne yapmalıyız? Barış hayallerine kapılmamalıyız. Gerçek bir barış ancak halkın kendi iktidarıyla sağlanabilir. Gerçek bir barış, halkın Devrimci Yolda yürüteceği uzun ve dolambaçlı bir halk savaşının ürünü olarak elde edilebilir. Faşizmin ve hakim sınıfların yenilmesi, demokratik halk iktidarının gerçekleşmesi, savaş kaynağı olan sömürünün sona erdirilmesi, gerçek barışın sağlanması için zorunludur.

Bugün Ecevit Hükümetinin yaydığı "barış" hayallerine kapılmayalım, Hakim sınıfların bütün saldırı teşkilatları olduğu gibi ayaktadır ve daha kanlı saldırılara hazırlanmaktadırlar. Bunun için, direnişimizi güçlendirelim, mücadele bilincimizi yükseltelim. Devrimci Yola sıkı sıkı sarılalım. Direniş mevzilerimizi tahkim edelim. Heryerde yeni saldırıları göğüslemek üzere direnişi örgütleyelim ve bu direnişi devrimci bir önderlik altında siyasi iktidarı elde etme, gerçek barışı elde etme mücadelesi haline yükseltelim.

(**) IMF'nin "önerdiği" ekonomik tedbirlerden bir tanesi olan düşük taban fiyatı politikasının bir gereği olarak tütün tavan fiyatlarının 57 lira olarak tesbiti oldukça cesaret isteyen bir işti. Hayat pahalılığı %40 arttığı halde tütün baş fiyatı ancak %14 artırılmıştır. Bu, MC tipi bir hükümetin becerebileceği bir iş değildir; bu "kahramanlığı" Ecevit göstermiştir ve bugün Ecevit, emparyalizmin ve tekelci burjuvazi yararına daha birçok kahramanlıklar göstermeye adaydır. Bu "kahramanlıkları" "halkın umudu" olma konumundan yararlanarak gösterebilmektedir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org