Faşistler bir profesörü evinde kurşunladılar

Faşistler, Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi profesör Yalçın Sanalan’ı evinde karısı ve çocuklarının gözleri önünde kurşunladılar.

Türkiye’de artık olağan hale gelen faşist cinayetler, içinde yaşadığımız dönemde daha özel biçimlere bürünüyor. Saldırılar, pervasızca faşist olmayan herkese, kahvede sokak ortasında işyerinde evlerin içinde yöneltiliyor. Faşistler halka açtıkları iç savaşın gereklerini yerine getiriyorlar. Geçtiğimiz aylarda fakültesindeki odasında oturan bir profesörün üzerine bomba atan faşistler, şimdi bu tür saldırıların daha aleni yapıyorlar. 27 Aralık gecesi, kendilerini gizlemeye dahi

gerek duymayan uzun boylu, esmer, bıyıklı iki faşist katil saat 21.30 sıralarında profesör Sanalan’ın kapısını çalıyorlar. Kapıyı açan profesörün üzerine ateş ediyorlar. Ailesinin gözü önünde yere yıkılan profesörün öldüğünden emin olmak isteyen faşist katiller iki kurşun daha sıkıyor ve ellerini kollarını sallayarak çekip gidiyorlar. Evet, saldırı bu denli soğukkanlılıkla işleniyor Profesyonelce...

Siyasi cinayetleri artık sıradan zabıta olayları olarak görmeye alışan demokrat kamuoyumuz, ancak bir profesöre yöneltilen bu vahşi saldırı ile ayağa kalkabiliyor. Üniversite öğretim üyeleri öldürülme sırasının kendilerine geldiğini görünce tepki gösteriyorlar. Kuşkusuz, gecikmiş de olsa alkıslanacak bir tepkidir bu. Beytepe Kampusunda tüm öğretim üyeleri bu saldırıyı kınayan foruma öğrencilerle birlikte katılıyorlar. Bu, faşist saldırılar karşısında, somut eylem birliği, güç birliği için olumlu bir adımdır. Ne vıar ki bu adımın devamı bir türlü gelmiyor. Şehre inen öğretim üyeleri, öğrencilerle birlikte protesto yürüyüşü yapmaya, kendi öğrencilerine sahip çıkmaya yanaşmıyorlar. Korkuyorlar. Bu çekingenlik faşizme teslimiyet demektir. Artık "sıradan bir siyasi cinayete kurban olmak" kendilerini de ilgilendiren bir tehlikedir. Faşizme teslim olunmamalıdır. Bunu anlamak, iş işten geçtikten sonra bir şeye yaramaz. Bunu anlamak için, tıpkı yurtsever devrimci öğrencilerin öldürülmesi gibi onlarca demokrat öğretim üyesinin öldürülmesini beklemek, her gün bir kaç öğretim üyesinin siyasi cinayete kurban gitmesini beklemek gerekmez.

.

Öğrencileri yanlarına almadan Senato’ya giden öğretim üyelerine Sırrı Atalay, şöyle demiştir:

"Yalnız bir öğretim görevlisine vaki oldııgu zaman değil, en uzak köşedeki yoksul bir Türk çocuğunun da burnu kanaması karşısında aynı davranışta hep beraber bulunun, hep beraber bulunalım."

.
NAZİ TOPLAMA KAMPLARINDAN KURTULABİLEN BİR ALMAN PROFESÖRÜ DİYOR Kİ:

"İlk önce geldiler, komünistleri alıp götürdüler, öldürdüler. Ben sesimi çıkarmadım. Beni ilgilendirmiyordu çünkü. Sonra, yahudileri aldılar toplama kamplarına, işkenceye götürdüler. Ben yine sesimi çıkarmadım. Çünkü, bana göre birşey yoktu. Sonra Sosyal Demokratları, vurmaya, hapise atmaya, toplama kamplarına götürmeye başladılar. Ben yine sesimi çıkarmadım. Çünkü bana dokunan yoktu. Birgün kapım çalındı. Beni alıp, toplama kampına götürdüler, işkenceye. Hiç kimse ses çıkarmadı. Çünkü ses çıkaracak kimse kalmamıştı..."


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org